Otantik Olmak Ne Demek?
Kendin olmak, sanıldığından daha sessiz bir iş
Ailenizden biri bir şey istiyor. İçinizden “hayır” geçiyor ama ağzınızdan “tabii” çıkıyor. Akşam eve dönerken şunu soruyorsunuz: Hangisi bendim? İçimdeki hayır mı, yoksa söylediğim evet mi?
Otantiklik sorusu çoğu zaman böyle bir akşamda başlar.
Gerçek olan hangisi?
Bir antikanın ya da bir belgenin otantik olması, kaynağının sahici olması demektir. Kökeni bellidir, sahtesi değildir. İnsan için aynı ölçüyü kullanmaya kalkınca takılırız, çünkü insanın “kaynağı” tek bir yerde durmuyor. Evet diyen de biziz, hayır diyen de.
Yukarıdaki örnekte ikisi de sizsiniz. Biri kırmak istemiyor, öteki yorulmuş. Biri bağlılığı önemsiyor, öteki kendi sınırını. İçimizde aynı anda birbiriyle çekişen istekler, değerler ve korkular yaşıyor ve bunların hiçbiri “sahte” değil. Bu yüzden “gerçek ben”i içeride bir yerde bulunmayı bekleyen tek bir parça gibi düşünmek bizi yanlış yere götürüyor.
Sartre’ın “varoluş özden önce gelir” demesi de buna işaret eder. Hazır bir öz yok. Kim olduğumuz, ilişkilerimiz ve seçimlerimizle sürekli biçimleniyor. Kendimizi kazıp çıkarmıyoruz, büyük ölçüde kuruyoruz.
Peki otantiklik nerede kalıyor? Bence her dürtünün peşinden gitmekte değil, onunla kurduğumuz ilişkide. “Şu an ne hissediyorum?” sorusu önemli, ama yetmiyor. Yanına şunu koymak gerekiyor: Bu hisse nasıl bakıyorum ve onunla ne yapmayı seçiyorum? Hayır’ı bastırmak da, evet’i yutmak da, ikisini birden taşımak da bir seçim olabilir. Fark, o seçimin farkında olup olmamakta.
Herkesin yaptığı şey
Heidegger’e göre gündelik hayatımızın büyük bölümünü das Man yönetir. Kabaca “insanlar”, “herkes” demek. Ne zaman evlenilir, hangi iş iyi sayılır, bir cenazede nasıl durulur, kimseyle konuşmadan biliriz.
Heidegger bunu suçlamaz. Ortak bir zemin olmadan toplum işlemez. Ama o zemin üzerinde hiç durup düşünmezsek hayat yavaş yavaş “herkesin hayatı”na benzemeye başlar. Ona göre sonluluğumuzu ciddiye almak bu uyuşukluğu kırabilir: Zaman sınırlıysa neye ayırdığım artık bir tesadüf olmaktan çıkıyor.
“Mecburum”un içindeki seçim
Sartre bir de “kötü niyet” der. Başka seçeneğimiz yokmuş gibi davrandığımız anlardır bunlar: “Bu işte kalmak zorundayım”, “Ben böyleyim, değişmez.” Koşullar gerçektir ve bazen gerçekten sıkıştırır. Ama bazen “mecburum” demek, seçtiğimizi kendimize itiraf etmekten daha kolaydır. İkisini ayırmak için bir an durmak yeter. Çoğumuz bunu yıllarca yapmıyoruz.
Van Deurzen: gerilimi çözmeye çalışmamak
Emmy van Deurzen otantikliği bir varış noktası olarak anlatmaz. İnsan yaşamı ona göre çözülemeyen gerilimlerle doludur: özgürlük ile sınırlar, yakınlık ile yalnızlık, anlam ile anlamsızlık. Otantik olmak bunları silmek değil, onlarla dürüstçe yaşamayı öğrenmektir.
Dört dünya modeli bu soruyu dört yere taşıyor:
Beden: Neye ihtiyacım olduğunu duyuyor muyum?
Başkaları: İlişkimde gerçekten orada mıyım, yoksa rolümü mü oynuyorum?
Kendim: Kendime karşı dürüst müyüm?
Anlam: Neye değer verdiğimi biliyor muyum, hayatım buna yakın mı?
Bedeli var
Başkalarının beklentisinden çıkıp kendi seçiminizi yapmak bazen bir ilişkide gerilim, bazen bir kayıp getirir. Bu yüzden otantik yaşamak çoğu zaman rahat bir hâl değil, biraz cesaret işi. Zor gelmesi yanlış yolda olduğunuz anlamına gelmez.
Kendinize sorabileceğiniz birkaç şey
Hemen cevaplamak gerekmiyor, bir köşede dursun.
Hayatımda “böyle yapılır” diye sürdürüp hiç sormadığım ne var?
“Mecburum” dediğim şeylerin hangisinde bir seçim payım var?
Çelişen iki yanım olduğunda, birine nasıl bakıyor, ona ne yapmayı seçiyorum?
Bu soruları tek başınıza düşünmek zor geliyorsa terapi bunun için bir alan olabilir. Hazır cevaplar vermek yerine kendi cevabınızı bulmanız için size eşlik etmeyi önemsiyorum. Görüşme talebi için benimle iletişime geçebilirsiniz.
Daha fazla okumak isteyenler için
Deurzen, E. van. (2012). Existential counselling & psychotherapy in practice (3rd ed.). Sage Publications.
Heidegger, M. (2008). Varlık ve zaman (K. H. Ökten, Çev.). Agora Kitaplığı. (Orijinal eser 1927'de yayımlandı).
Sartre, J-P. (2009). Varlık ve hiçlik: Fenomenolojik ontoloji denemesi (T. Ilgaz ve G. Çankaya Eksen, Çev.). İthaki Yayınları. (Orijinal eser 1943'te yayımlandı).



Yorumlar